Yukarı
28

Özgür Halıcı

Sakallı Celal (Celal Yalınız)

29 Ocak, 2015

Sakallı Celal’i bilir misiniz.

Tam adı Celal YALINIZ’dır. (Yalnız değil YALINIZ) 1886 yılında Bahriye Nazırı Amiral Hüsnü Hüseyin Paşa’nın 3. Oğlu olarak dünyaya gelir. Mekteb-i Sultani’de (Galatasaray Lisesi) lise eğitimini tamamlar. Makine Mühendisliği istemesine rağmen Siyaset bilimi okumaya gönderilir Fransa’ya. O da bitirmeden gelir.

Çok iyi şartlarda yaşayabilecek olmasına karşın daha sade ve birazda kendiliğindenci bir yaşamı tercih eder. Üstü başı daima hırpani, pantolonları yamalı, lekelidir. Yıkanmayı sevmemektedir. Buna rağmen lüks davetlerin onur konuğu olmaktadır. Çünkü orijinal zekası, yaratıcı fikirleri nedeniyle çok rağbettedir. Kılık kıyafetinin ve saçının başının hırpani olmasına rağmen katıldığı davetlerde kullanacağı çatal bıçağı silip temizlemeden yemeğe başlamaz, mikrop kapma korkusu had safhadadır.

Düşünür ve Filozof olarak döneminde oldukça önemli bir yeri olmasına karşın yazılı bir eser bırakmamıştır. Ayrıca hakkında hemen hemen hiçbir basılı bilgi yoktur. Ta ki gazeteci yazar Orhan Karaveli’nin “SAKALLI CELAL” kitabını yazana dek. Saç sakal birbirine karışmış bir fotoğrafın hırpaniliğine rağmen gözleri hala çocukça bakar Sakallı Celal’in.

Orhan Karaveli ilk kez 1940 yılında Galatasaray Lisesinin pilav gününde görür Sakallı Celal’i. 1907 mezunu olan Sakallı Celal ile konuşma ya da röportaj şansı olmaz. Ancak Sakallı Calal’in ölümünden 40 yıl sonra yukarıdaki kitabı yazabilir.

Sakallı Celal oldukça farklı bir hayat yaşamıştır. Öğretmenlik, makinistlik, çöpçülük, çımacılık, çiftçilik ve daha birçok şey yapar hayatı boyunca. Gerek aldığı eğitim, gerek ailesinin konumu, gerekse çevresinden dolayı oldukça önemli bir mevkide olabilirdi. Ama tercih etmedi bunları. Bu gün sıkça kullandığımız tespitsel özdeyişlerden bazıları Sakallı Celal’a aittir. O nu biraz daha tanıyabilmek için yaşamından ve sözlerinden bir kesit sunalım.

Sakallı Celal herhangi bir insan kişiliğine bürünmeyi çok severmiş. Ankara Vapurunun süvarisi Şefik Kaptan, ön güvertede çımacılık yapan sakallı bir adamın Lamartin’in “le lac” şiirini kusursuz bir Fransızca ile okuyan birine şahit olur. Baş çarkçıya sorar. O da İstanbuldan İzmir’e biletsiz gitmek için çımacılık yapmak istediğini söyler. Oysa Sakallı Celalin bu parayı bulması sorun bile değildir. Ama demek ki öyle esmiş, öyle yapmış.

Bir gün silahla yakalanır. Polisler neden silah taşıdığını sorar. Cevabı şöyle olur; “Bu polis eskiden Padişahın ve Hilafetin polisiydi. “Padişahım çok yaşa” demeyenleri zindana atar, zulmederdi. Devran değişti, Cumhuriyet ilan edildi. Polis de Cumhuriyetin polisi olup çıktı. İyi de ben bu polise nasıl güveneyim, yarın punduna getirilip tekrar Hilafetin polisi olmayacağınız ne malum. O nedenle ben bu silahı gerektiğinde Cumhuriyeti korumak için taşıyorum.”

Yine rivayet odur ki; Sakallı Celal vapurlardan birinde ateşçi olarak çalışmakta, bir yandan da Fransızca kitaplar okumaktadır. Dönemin Milli Eğitim Bakanı tesadüfen o vapura biner ve gayet pejmürde bir herifin Fransızca kitaba baktığını görür. “Resimlerine mi bakıyorsun evladım” diye sorar. Sakallı “hayır” der. “okuyorum, en sevdiğim yazarlardan biridir.” Bunun üzerine kartını veren Bakan, Ankara’ya gelmesini ister. Sakallı gitmez ta ki bir arkadaşı durumdan haberdar olup zorla ikna edene dek. Bakan öğretmen olmasını ister ve Galatasaray Lisesine gönderir. Orada da boş durmaz Sakallı. Bir gün öğrenci döven bir öğretmene asılır iki tane. Şikayet edilir ve Eskişehir’e gönderilmeye çalışılır. Ama sakallı şöyle bir telgraf çeker Bakan’a: “Öğretmen olmamı istediniz oldum. Eşeklerin arasında öğretmenlik yaptım, Kim bilir şimdide hangi Eşek oğlu eşeklerin arasında öğretmenlik yapacağım” der ve istifa eder.

Aydın’da incir fabrikasında çalışan Sakallının evi basılır komünist olduğunun düşünülmesinden dolayı. Ev talan edilir. Sakallı ne aradıklarını sorar polise. Polis, “fakir işçilere yardım ediyormuşsun, yani komünistmişsin. Bunun belgelerini arıyoruz” der. Sakallı işaret parmağı ile kafasını göstererek “aradıklarınız burada” der.

Dönemin tüm düşünür, yazar ve profesörleri el üstünde tutar Sakallı’yı. Rasih Nuri İleri, hocası olan Kerim Erim ile birlikte yürürken, Erim’in yoldaki bir çöpçünün elini öptüğünü ve bu kişinin Sakallı Celal olduğunu anlatır.

Sakallı, Dördüncü Komünist Enternasyonale katılanlar arasındadır. Kominternde Sovyet delegasyonu ile derin sohbetlere girilir. Delegasyonda Marksizme en fazla vakıf olan iki kişi (Sadrettin Celal ve Sakallı Celal) Sovyet muhataplarını şaşırtır. Sakallı durumu şöyle açıklar Sovyet delegasyonuna; “Devrim sizin ülkenizde yapıldığı halde Marksizmi bizden az biliyorsunuz diye üzülmeyin. Siz gece gündüz çalıştığınız için okumaya vakit bulamamışsınız. Sizin kadar çalışmadığımız için biz de oturup bol bol Marksizme kafa yormuşuz. Hepsi bu.”

Duyduğumuz deyimlerden de örnek verecek olursak;

Bir Profesörle tartışmasından sonra; “Bu kadar cehalet, ancak tahsille mümkün olur” demiştir.

“Bastonunu yere çaksan filiz veren bu topraklarda, biz aç kalma mucizesini de becerebilmiş bir milletiz” Yine Sakallının çok bilinen bir cümlesidir.

Görev yaptığı okulda öğrencilerle ilgili üstten gelen baskıya cavaben; “Meşrutiyeti ilan ettik olmadı, Cumhuriyeti ilan ettik olmadı, biraz da ciddiyet ilan etsek ne dersiniz.”

“Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir.”

Buraya yazamadığım birçok deyimi ve yaşantısından kesitleri çoğaltabiliriz elbet.

Peki ben neden bunca konu varken, siyaset bu kadar sıcakken tutup Sakallı Celal’i yazdım?

Birincisi her gün çıkarları için, insan dahi diyemeyeceğimiz kişilerle düşüp kalkan, poz veren insanlarla karşılaşıyoruz. Belki bütün bunlardan bir an dahi olsa sıyrılıp farklı şeyler düşünülür.

İkincisinin cevabını yine Sakallının yaşamından bir kesitle verelim…

Sakallı’ya “Sende bu kadar meziyet varken ve değersiz insanlar bile hayatta muvaffak olurken, sen niçin suyun yüzünde kalamayıp boğuluyorsun?” diye sormuşlar. “Anlatayım” demiş. “Bir köpeği suya atsanız, tıpkı yürür gibi hareketler yaparak yüzer, boğulmaz, selamete ulaşır. Zira vücudunun yapısı buna göredir. Ağzı, burnu denizaltı kulesi tarzındadır. İnsanoğluna gelince. Vücut yapıları köpeğinki gibi olmadığından ve alıştıkları yürüme hareketiyle yüzemediklerinden, su yüzünde kalabilmeleri hususi bir talimi gerektirir. Nice Köpekler selamet sahiline yüzerken, lüzumlu talimi ve terbiyeyi almayan bir insan olarak ben, dalgalarda boğuluyorum.”

Köpekleşmeden su yüzünde kalanlara selam olsun…



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Eliz Sakuçoğlu attığını vurdu

Sosyal medya hesabından paylaştığı cesur karelerle kendisinden söz ettiren Eliz Sakuçoğlu, telefonundaki görüntüleri silerken bulduklarını takipçileriyle paylaştı. Modacı Beren Benan ile ...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Kuru öksürüğe dikkat

Uzmanlar akciğer içindeki hava keselerinin kalınlaşması ile kendisini gösteren ve bir akciğer hastalığı olan idiyopatik pulmoner fibrozise dikkat çekti. İstanbul'da gerçekleştirilen Akciğer Hastalıkları ve Yoğun Bakım Günleri Tanı ve Tedavide Son Gelişmeler Sempozyumu'nda konuşan uzmanlar...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR