Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Korkma!

15 Temmuz, 2017

15 Temmuzun bilinenleri ve bilinmeyenleri konusunda bir arpa boyu yol alamadığımız kesin!

Sorunları çözmek yerine baskı, dışlama ve ötekileştirme her gün artıyor!

İç barışı sağlamak, özgürlükleri genişletmek, kendi vatandaşlarını mutlu edecek politikalara yönelmeyen bir iktidar ancak adaletin olmadığı, özgürlüğün, eşitliğin, insan gibi yaşam olanaklarının sağlanmadığı, halkı mutsuz olan bir ülkede kurtların iştahını kabartır.

İktidarların uyguladığı şiddet türlerinden; Sindiren şiddet; güç peşinde, iktidar tutkunu şiddettir. 
Bu şiddet amacına erişmek için, iktidarına engel olduğunu düşündüğü bütün güçleri kendine düşman sayar ve ortadan kaldırmayı planlıyor. 
Bunu her zaman bilinçli, planlı yapmazmış.  

Sindiren şiddet, savaşla, kavgayla, huzursuzlukla, terörle var oluyor.   

Şiddeti açık olarak, fiziksel, toplumsal, siyasal, ruhsal şiddet olarak uygulayabildiği gibi, örtük olarak, "aba altından sopa göstererek", değişik kılıklarda da ortaya koyabiliyor. 
Bilimi, insan hakları, demokrasi, din kavramlarını kullanabilir. Yapmamızı istediği şeyleri yapmadığımızı, onun gibi düşünmemiz gerekenleri düşünmediğimizi anladığında, bunun bilime, insan haklarına, demokrasiye ya da dine aykırı olduğunu söyleyerek bize manevi baskı uygulayabiliyor.  

Ne kadar tanıdık değil mi?

KORKMA!

Bu korkuyla hareket edenlerin önünde iki yol var.

Birincisi: İçeride bir hareketlenme olmasın diye toplumu sindirmek için daha da baskıcı politikalara yönelecek ki bu aynı zamanda korkunun gerçekleşmesine hizmet edecek.

İkincisi: İç barışı sağlamak için özgürlüklere, eşitliğe, adalete yönelecek.

İşin kötü yanı iktidarın, ikinci seçeneği uygulama imkânı yok gibi.

Bu nedenle büyük bir açmazla karşı karşıyayız.

Gelinen noktada görünen o ki iktidar, varlığını hukuksuzluk, adaletsizlik, baskı  yapmadan sürdüremiyor.

İktidarı elde etmek ve onu yasal olmayan amaçlara alet etmek için zora başvurma anlamında şiddet uyguluyor!

Siyasal şiddeti “fiziksel gücün meşru ve yasal olmayan biçimlerde kullanılması” olarak ele aldığımızda, bireysel şiddetten dinsel ve etnik çalışmalara, gerilla hareketlerine,  iç savaşa veya devlet teröründen, askeri müdahalelere hatta uluslar arasındaki savaşlara kadar uzayan zengin bir çeşitlilik gösterdiği ortaya çıkar.

Yeni Türkiye’nin inşası için eskisinin tasfiyesi ile geçen süreçte neler oldu?

Kutuplaştırmanın fazileti! 
Çağdaş demokrasiden ve uygar yaşam tarzından uzak bir “düzen” getirmek istiyorsanız toplumda mutlaka kutuplaşma yaratmanız gerekir.  

Kutuplaşma ile “yapay bir düşman yaratarak” şunları sağlarsınız:  

-Demokrasiden uzaklaşıp otoriter ve totaliter bir yönetim biçimi getirirsiniz. Kuvvetler ayrılığı yerine tek adamın mutlak otoritesini kurmaya çalışırsınız. 
-Eğitimi bölerek otoriter ve totaliter “tek yapılanmaya götüren bir altyapı kurarsınız”. 
-Örgütlenme hakkını (ve sendikaları) yok ederek “örgütsüz” bir topluluk oluşturursunuz. 
-Yalnız çalışanları değil, sermayeyi de (şirketleri) bölerek “piyasayı, piyasa olmaktan çıkarırsınız.” Böylelikle piyasa kamu denetiminden diktatörün denetimine geçmiş olur. 
-Bu gerçekler halen Türkiye’nin yaşamakta olduğu bunalımın bir aynası gibidir.
Ülke önümüzdeki seçimlerde şu tercihlerle karşı karşıya bulunuyor: 
-Demokrasi mi, diktatörlük mü? 
-Çağdaş ve uygar bir yaşam tarzı mı, dinin öne çıkarılıp her şeye egemen kılındığı bir topluluk mu? 
-Batı’dan koparılıp Ortadoğu’nun bir parçası haline getirilmek mi?
-Ülke bütünlüğünü ve üniter yapıyı korumak mı?

Bölünme yolunda ilerlemek mi? 
Bütün bunlar, seçmenin sadece evinin önünü gören değil mahalleyi, kenti, ülkesini ve dünyayı da gören bir kıvama ne oranda geldiğini de gösterecektir. 

Darbe girişimi sonucunda da Türkiye'de devletin gücü genel anlamıyla daha da zayıfladı. Ülkede yıllardır devam eden tasfiyeler sonucu kamu kuruluşlarının içi boşaltıldı ya da etkisiz hale getirildiler. Bu kurumların yeniden inşası çok zaman alacak.

KORKMA!

Halkı korku ve endişe sarmalı içine çekmeye kurgulanan yönetim davranışı var!

İngiliz Edebiyatçı Thomas Carlyle korkuyu şöyle anlatıyor: “İnsanın ilk görevi korkuya boyun eğdirmektir. Korkudan kurtulmalıyız, o vakte kadar hiçbir şey yapamayız. Ayağının altında korku olduğu sürece insanın eylemleri adidir, gerçek değil sahtedir, düşünceleri hatalıdır, bir köle ve ödlek gibi düşünür.”

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak. Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!

Unutma ki iktidarda kalmak için her şeyi göze alan otokratında korkuları, saplantıları var… Paranoyasının iniş çıkışlarıyla, yandaş mobilizasyonu yöntemlerinin gerekleri bugün iktidarın baskı, sindirme ve şiddet politikasını belirliyor. Fren mekanizması yok! Ve her gün yeni şüphelilerin bulunmasını gerektiren, kapsama alanı sürekli genişleyen kendine karşı bir zulüm politikası içinde… Şiddet, kibir ve korku karmaşasında ne kadar yol alır, göreceğiz!

KORKMA!



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle