Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Oyuncak Akademi

29 Haziran, 2020

   İşte yine bir kadının çocuksu, yaratıcı gücü ile beraberiz!..

   Kadın ruhu ile işlenmiş, çocuklara adanmış oyuncaklarıyla, sanatı, üretimi oyuncak olan Emine Çetin, Oyuncak Akademi kurucusu, üretken, çocukla çocuk kalan güçlü kadınlardan biri!

   Emine Çetin ile oyuncak dünyasını, atölye çalışmalarını,  çocuksu yaklaşımlarını, duygularını ve oyuncak kahramanlarının hikâyelerini konuştuk…

   A.Tuncayengin: ‘Oyun ve oyuncak yaşamayı öğrenmenin ilk adımıdır’ diyorsunuz, bu sözünüzle anlatmak istediğiniz nedir?

   Emine Çetin: Yeni doğan bir bebek temel ihtiyaçlarının karşılanmasında nasıl ki rahatlıyor, güven duyuyorsa; oyuncakla, oyunla karşılaştığında da mutlu oluyor ve sonu gelmez bir öğrenme sürecine giriyor. Mesela yemeğini yemek için annelerin kullandığı motivasyonlar var; uçak, kamyon, araba, tren gibi. Sonra ulaşacağı hedefe koyulan bir oyuncak ile daha hızlı emekliyor, daha hızlı yürüyor. Ulaştığı hedefe oyunla ilerlerken aslında hedef belirlemeyi, ulaşmayı, başarmayı ve bu başarının sonunda mutlu olmayı, vazgeçmemesi gerektiğini öğreniyor. Hepimizin çocukluğunda defalarca oynadığı evcilik oyunu en güzel örnek... Bu örnekten yola çıkarsak, evcilik; hayal kurmayı, paylaşmayı, dokunmayı, iletişimi, hoşgörüyü, anlaşabilmeyi, empati yapmayı, birlikten doğan gücü, zorluklarla baş edebilmeyi gibi birçok önemli kavram, davranış ve yaşama biçimini öğrendiğimiz en önemli oyundur. Peki, evcilik oyuncaksız olur mu? Olmaz çünkü bize oyun sırasında eşlik eden en değerli şeyler de oyuncaklardır. Oyun,  oyuncaklar, bir de çocuklar bir araya geldiğinde;  en güzel öğrenme şekli olan yaşayarak öğrenme, bir yolculuktan diğer yolculuğa geçiş, sonu gelmeyecek keşifler gerçekleşir.  Onlara eşlik eden mutluluk ve tertemiz gülüşler. Hayatlarının en paha biçilmez güzellikleri olarak bir ömür yanlarında taşıyacakları insani değerlere dönüşecektir. Oyun, oyuncak ve çocuk bütündür.  Çocuk oyun ve oyuncaksız olmaz; oyun ve oyuncak çocuksuz olmaz!

   A.Tuncayengin: İçinde çocuk olmadan oyuncak olur mu?

   Emine Çetin: Mümkün mü? Eğer oyun ve oyuncak varsa orada mutlaka çocuk vardır. Eğer çocuk varsa orada mutlaka oyun ve oyuncak vardır. Üç Silahşörler gibi düşünün “ÇOCUK-OYUN-OYUNCAK…” Oyuncaklarla en güzel oyunları oynayıp, oynarken kendi masal kahramanını yaratan tüm çocuklara (büyümeyenler de dahil) selam olsun, aşk olsun, kaf dağını inleten, devleri kaçırtan bol kahkaha,çok sevinç, sonsuz sevgi olsun.. Gökten çok elma düşsün, hepsi çocukların olsun, her elmanın içinden biiir sürü oyuncak çıksın. 

   A.Tuncayengin: Oyuncak Akademi’de biraz bahsedelim, atölye çalışmalarınızda neler yapıyorsunuz, nasıl yapıyorsunuz?

   Emine Çetin: Yaklaşık 10 yıldır oyuncaklar üzerine çalışıyorum. Bu arada Yaratıcı Drama Eğitmenliği programda tez aşamasındayım. Tezimi de hazırladıktan sonra liderlik belgemi alacağım. Aslında Türk Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Edebiyat, pedagojik eğitim, drama ve oyuncakları bir araya getirdiğimde çok keyif aldığım işler ve atölyeler çıkmaya başladı. Hepsini kendimce bir çatı altında topladım. 2017 yılında da marka tescil belgemi aldım. Eğitim kurumları, kreşler, anaokulları, sanat merkezleri ve çeşitli atölyelerde yaş grubu sınırlaması olmaksızın atölye çalışmaları yapıyorum. Zaman zaman Ege Çağdaş Eğitim Vakfı (EÇEV) ile gönüllü olarak yaratıcı drama ve oyuncak alanında çalışmalar yapıyorum. Buradan vesile ile eğitimci arkadaşların özellikle eğitim alanındaki vakıflara gönüllü olarak destek vermelerini diliyorum. İnanın ki dersten çıktığınızda kalbinizin atışı dahi farklı oluyor…

   Atölye çalışmalarında oyuncak yapacaksak eğer; yapacağımız oyuncağı hikayeleştirdiğimiz veya masal kahramanı ise masala bir de kendi dünyamızdan eklemeler yaptığımız zaman inanın ki çalışmamız oyuncak çalışması değil de bizim de dahil olduğumuz bir yolculuğa dönüşüyor.. Oyuncak Akademi benim markam ve işim, aynı zamanda hobim. Hobiniz işiniz olduğunda heyecanınız hiç azalmıyor, üzerine ne koyabilirim diyorsunuz ve karşılaştığınız bazı zorluklar daha katlanılır oluyor. Herkese önerim; eğer hobinizi işe dönüştüremiyorsanız dahi edindiğiniz hobiden hiç vazgeçmeyin. Eğer hiç hobiniz yoksa mutlaka edinin…

   A.Tuncayengin: Oyuncaklarınızı tasarlarken nelerden ilham alıyorsunuz?

   Emine Çetin: Oyuncakları tasarlarken çocuklardan, masallardan, masal kitaplarındaki görsellerden, hayvanlardan en çok da tabi ki içimdeki küçük çocuktan ilham alıyorum. Bir de ilham denir mi bilmiyorum ama şöyle hayal ediyorum; büyüyüp, oyuncaklarla oynamayı unutmuş yetişkinlere nasıl yapsam da oyuncaklarla oynamalarını sağlasam düşüncesi yeni bir şeyler üretmemi sağlıyor. Buna, Pinokyo’yu 65 cm ve 85 cm çalışırken daha da büyük yaparsam eğer belki bizde oynasak mı düşüncesi gelişir mi fikri ile yaptığım 1 mt boyundaki Pinokyo örneğini verebilirim. Bir de son zamanlarda çalıştığım ‘Kahveli Bebekler’ (Ayı-Teddy Bear) var. Onları çocuklar için değil, büyümüş olan çocuklar için tasarladım. İçleri tamamen kahve çekirdekleri ile dolu olan bir oyuncak alıyorsunuz, bir de elindeki ipte sallanan kovanın içinde iki kişilik kahve var. Bana böyle bir hediye ile gelseydi birisi deseydi ki, bu senin ama içindeki kahveyi pişir de gel, o ikimiz için.. Hoş olurdu değil mi? Sonra o dostunuzun kırk yıl hatırı olmaz mıydı sizin için? İşte böyle düşünceler de bana ilham veriyor, hep hikâye, illa ki hikâye…

   A.Tuncayengin: Oyuncak kahramanlarınızı tanıyalım!

   Emine Çetin: Hesabımdan takip edenler çok iyi bilir, en çok Pinokyo ve Teddy Bear/Ayı oyuncaklarımı seviyorum. Elbette farklı karakterler ve talep üzerine çeşitli oyuncaklar da çalışıyorum. Ürettiğim tüm oyuncakların hikâyesi olmalı; eğer hikaye yoksa anlam yok demektir. Örneğin size tilki dersem aklınızda hemen dağlarda yaşayan tilki gelecektir, ama Küçük Prensin tilkisi dersem, dağdaki tilki figürü aklınıza bile gelmeyecektir. O artık bir hikâyenin içindeki evcilleşmiş karakterdir.  Pinokyo’dan örnek verebiliriz; Pinokyo deyince çoğu zaman yalan söyleyen, söyleyince burnu uzayan bir kukla akla gelir. Ama Pinokyonun bir sembolü var bana göre, o doğadan geliyor yani bir tahta parçasından, sonra peri kızının mucizesi ile can buluyor ve insan olma mücadelesi verirken bir yandan sevgiyi arıyor. (O yüzden ortaya çıkardığım her pinokyonun eline kocaman bir kalp veriyorum) Bir kahramanın yolculuğu aslında onun yolculuğu. Bir gün evden kaçıyor, çeşitli maceralara dalıyor, hatalar yapıyor, her hatada doğruyu bulma yolunda ilerliyor. Ama onun asıl amacı kalbinin yolunu bulup, bu yolda insan olmayı öğrenmek…

   A.Tuncayengin: Bazı oyuncaklar çocukların uzun zaman vazgeçemeyeceği bir oyuncak haline geliyor. Neden?

   Emine Çetin: Bu davranış çocuğun o oyuncakla bağ kurup, hayallerine ortak ettiği, onunla sakinleştiği, huzur bulduğu, onunla uyuduğu bir araç da olabilir;  ileri yaşantısında çocuğu takıntılı davranışlara  sürükleyecek bir durum da olabilir. Çok dikkatli gözlemlemek gerekir, her şeyin aşırısı zarar olduğundan ailelerin burada dikkatli olup, artık hiç ayrılmadığı bir oyuncak haline geliyorsa bu sorun olma boyutuna geldiyse,  çocuk psikolojisi alanında bir uzman ile görüşmek gerektiğini düşünüyorum.

   A.Tuncayengin: Oyuncaklarınızı tasarlarken ve üretirken hangi yaş gurubunu hedef alıyorsunuz?

   Emine Çetin: Oyuncakları tasarlarken ve üretirken yaş grubu sınırlamam hiç yok. Bence herkes her oyuncakla oynayabilir. Düşünün ki 70 yaşındasınız, torununuzun elinde çok değişik bir oyuncak var sizin içiniz gidiyor oynamak için ama ne derler diye karşıdan bakıyorsunuz.. Bence bu yazıyı okuduktan sonra öyle karşıdan falan bakmayın, alın oynayın.. Çocukluğunuzu hiç mi özlemediniz? Bence çok özlemiş olmalısınız!..

   Her yetişkin bir zamanlar çocuktu. Bazılarımız çocukluğumuzu unutmuş olsak da illa ki bir yerlerde izi kalmıştır. Eğer biz o izi takip eder, o çocuğu tekrar hatırlayıp harekete geçirirsek, o güzel, temiz ve hayalleri olan çocuk tekrar bize gülümseyecek ve ‘merhaba ben buradayım’ diyecektir. Bu sebeple ürettiğim oyuncakları  yaşı, cinsiyeti, kariyeri vs.. ne olursa olsun her birey kendisine oyun arkadaşı edinebilir. Hatta oyuncaklarımla ilk olarak ben oynuyorum sonra onların kulaklarına fısıldadıklarımla birlikte7’den 70’e tüm çocuklarla buluşmak üzere uğurluyorum. Oyun oynamanın, oyuncaklarla oynamanın yaşı olmadığına inanıyorum. Hatta bir gün bir yerde beni elimde oyuncak ile görebilirsiniz. Siz de yapın inanın ki çok keyifli ve eğlenceli oluyor.

   A.Tuncayengin:  Karantina sürecini nasıl değerlendirdiniz?

   Emine Çetin: Karantina döneminden hemen önce İçişleri Bakanlığı’nın başlattığı bir projede yer aldım. Öğrenciler ile birlikte Ege Yöresi bez bebek çalışması yaptık. Atölye sırasında karşılıklı olarak yöresel kıyafetlerden yola çıkarak ege kültüründe eski dönemlerde bölge halkının sosyal yaşamı ve giyinme şekilleri konusunda karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduk. Bu çalışmaların çoğalması ailelerin de katkısıyla bir nebze de olsa kültürel aktarıma katkı sağlayacaktır. Yine oyuncak müzelerine geleceğim; müzeler kültürümüzden kopmama ve geleceğe aktarma yolunda var olan en önemli değerlerimizdir. Karantina sürecinde çocuklara evde yapabilecekleri oyuncakları ve kaynakları önerdim. Evlerimizde oyuncağa dönüştürebileceğimiz pek çok eşya ve materyal var. Plastik bardaklar, kavanozlar, tahta kaşıklar, kumaş parçaları, boncuk, düğme, karton, çoraplar… Aile-Çocuk oyuncak etkinliği için instagram sayfamdan da fikir verebilirim. 

   A.Tuncayengin: Çocukların güvenliğini tehdit eden oyuncaklar için ailelere ne önerirsiniz?

   Emine Çetin: Bu soruya en çok duyduğumuz cümlelerle cevap vereceğim.  ‘A kişisinin çocuğunda var, bizde neden olmasın!’ ‘Ama çocuğum arkadaşında görmüş çok istiyor’  ‘Biliyorum çok pahalı ve saçma bir oyuncak ama arkadaşında serisi var, bizimki de tutturdu mecburen aldık’ ‘Ucuz ve kötü malzeme nasıl olsa iki gün oynar atarız’ gibi söylemler yerine; ‘Çocuğumda hangi kazanımları sağlar?’ ‘Çocuğumun duyularına, duygularına nasıl bir fayda sağlar?’ ‘Nerede, hangi şartlarda üretilmiş?’ ‘Sağlam mı?’ ‘Çocuğum bu oyuncakla ne kadar zaman geçirir?’ gibi daha çok çeşitlendirilebilecek sorular bizi doğru seçimlere götürecektir. En güzel en kıymetli ve en sağlıklı oyuncakların çocuğun kendi eliyle yapacağı oyuncaklar olabileceğini de unutmayalım…

   A.Tuncayengin: Aileler oyuncak seçerken nelere dikkat etmeli?

   Emine Çetin: İlk önce tabi ki güvenliği olmalı. Tüyü dökülüyor mu, gözleri, kolları, bacakları çıkıyor mu ya da kırılıp keskin yerleri çocuğa bir zarar verebilir mi? Oyuncağın yaşı yok diyorum ama bunu belirli bir yaş grubunu tenzih ederek söylüyorum. Belirli bir yaşa kadar yaş gruplarına göre doğru oyuncağı seçmek çok önemli! Örneğin 0-1 yaş arası bir bebeğe parçaları dağılan, ağırlığı fazla olan, keskin kenarlı  bir oyuncağı veremezsiniz veya 2-3 yaşında bir çocuğa zekası gelişsin diye 500 parçalık bir puzzle veremezsiniz. Bir de moda olmuş, herkesin birbirinden özenip aldığı, anlamsızca koleksiyonunu yaptığı bazı oyuncaklar var… Burada mesajım ulaşmıştır sanırım! Ailelere şöyle bir mesaj verebiliriz; ‘OYUNCAKLAR ÇOCUĞA OYALANSIN DİYE ALINMAZ; OYNASIN, ÖĞRENSİN DİYE ALINIR’ (Sunay Akın)

   A.Tuncayengin: Oyuncak tasarımcısı ve üreticisi olarak, oyuncak sektörü hakkında ne düşünüyorsunuz?

   Emine Çetin: Endüstrileşmeyle birlikte doğal olan malzemelerle ( taş, toprak, ahşap, kumaş..) üretilen oyuncakların yerini plastik, belirli kalıplarda, birbirinin aynı, üretiminde kullanılan madde ve malzemelerin güvenirliği meçhul,yüzde ellisinden fazlası Çin malı, çocukları kendi kültürlerinden uzaklaştıran, duygudan çok maddiyata, şiddete, taklide ve özentiye sürükleyen oyuncaklar almaya başladı. Bu durum oyun ve oyuncak kültürünün özgünlükten, geleneksellikten uzaklaşıp, kültürel değerlerin beklide ilerleyen zamanlarda yok olmasına sebep olabilir. Sevindirici ki, son dönemlerde doğal olana ilgi ve farkındalık git gide artıyor ve birçok insan evinde veya açtıkları atölyelerde oyuncaklar yapmaya başladı. Sosyal medyanın da üretilen oyuncakların sergilenmesi, geniş kitlelere ulaştırması açısından katkısı büyük... Bende sosyal medyanın gücünü kullanmaya çalışan, atölyemde yeni tasarımlar üzerinde çalışmalar yapan, oyuncak sektörüne farklı bir soluk veya yeniden canlandırmaya çalışan girişimci kadınlardan bir tanesiyim. Bu sektörde henüz bir avuç denilebilecek üretici ve girişimci kadın birbirini desteklemeli ve birlik olmalı. Bu işe gönül vermiş tüm emekçilerin, çocuklarımız için  oyun ve oyuncak alanında doğru ve ileriye yönelik değişim ve dönüşüm yaratacak projeler ile  el sanatının değer göreceği güzel ve umutlu günler görmesi, yaşaması ve yaşatması dileğiyle…

****

   Oyuncak ve insan kalbi çok benzer.  Oyunun insan hayatındaki yeri hem kültürel hem de toplumsal değeri açısından önemlidir. Oyun çocuğun gelişimi üzerinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Aynı şekilde oyun sırasında kullanılan materyal olan oyuncak da o oranda çocuğun gelişimine etki eder. Oyuncaklar çocuğun yaratıcılığının, kendi kararlarını kendisinin vermesini, hayal gücünün daha da gelişmesini ve belirli alanlarda beceriler kazanmasını sağlar. Güvenli oyuncaklar, çocuğun hayal dünyasının güvenli ve sağlıklı olmasına yardımcı olur.



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Gülben Ergen kendisini derinden etkileyen olayı anlattı

Gülben Ergen, Armağan Çağlayan’ın YouTube’daki programına katıldı. Gülben Ergen, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Gülben Ergen, yakın arkadaşı Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalında yayınlan...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Coronayla ilgili doğru bilinen 6 yanlış

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Duran Tok anlattı. Corona virüsü ile ilgili halk arasında yayılan yanlış bilgiler kafa karıştırırken, Doç. Dr. Tok, bu konudaki gerçekleri anlattı… Bazı yanlış bilgiler sosyal medyada hekim ve konunun uzmanı olmayan kişiler tarafından paylaşıldıkça salgınla ilgili ‘şehir efsanelerinin' sayısı da günden güne artıyor.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR