Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Üç Erkek ‘Çocuk!’

26 Ekim, 2020

   Pazar günü annemi-babamı ziyarete gittim.

   Eve dönüş rotamı Gündoğdu meydanından Alsancak camisi tarafındaki tramvay durağına doğru belirledim ve o yöne yürümeye başladım. 

   Hava limonata gibi ve sonbahar tazeliğini koruyor.

   İnsanlar maskeli ve mesafeli. Kalabalık da çok yok!

   Gündoğdu meydanından Sevinç pastanesine ve Sturbucksa giden ara yolu siz de bilirsiniz...

   Naki mağazasına girip şöyle bir bakınmak istedim. Mağazaya yaklaştığım esnada 10, 12 ve 14 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim 3 erkek çocuğun insanların sırtlarına vurduğunu, ayaklarıyla popolarına tekme atmaya çalıştıklarını gördüm.

   Mağazaların önündeki eşyalara saldırır gibi hareketler yaparak, haylazca yürüyorlardı... Görevliler kızıyor, bağırıyordu.

   Diğer insanlar da çocukların hareketlerine sesli tepki gösteriyordu.

   Tam Naki mağazasının girişinde çocuklarla denk geldik. 

   Ben de çocuklara "uslu durun" dedim.

   Çocuklar beni hiç duymuyorlar ve sadece aldıkları komutu uygulayan öfkeli davranışlar sergiliyorlardı. 

   Çocuklardan biri Naki mağazasına girdi. Diğer ikisi arkamdan geçiyordu ki sırtıma vurulduğunu hissettim ve hemen arkama döndüm. 

   Yan taraftaki EVE mağazasının personeli olan genç erkek, çocuğun bana vurduğunu görmüş ve üzerlerine doğru yürüyor ve kızıyordu, "gidin buradan" diyordu...

   İki çocuk hiçbir şey olmamış gibi dönüp yürümeye devam ettiler. Mağazanın içine giren çocuklardan biri çantaları yere atmaya başlamıştı. Görevli çocuğu kovaladı. Çocuk kaçtı. 

   Ben de o sırada mağazaya girdim. Şaşkınlık içindeyim ve konuşuyorum... 

   - Kim bu çocuklar?

   - Mağaza Görevlisi: Hiç sormayın günlerdir başımıza bela oldular. İnsanlara vuruyorlar, hakaret ediyorlar, mağazaya  girip eşyaları yere atıyorlar. Bütün herkes şikayetçi…

   - Polisi arasaydınız...

   - Mağaza görevlisi: Polis zaten geç geliyor. Çocuklarda kaçmış oluyor.

   - Tutun kolundan, bırakmayın çocuğu. Çağırın polisi gelsin, polis de ailesini bulsun gereğini yapsın. Çocuklara kesin biri "size kimse dokunamaz hiçbir şey yapamaz" demiştir. Çocuklarda istediği gibi davranıyorlar.

   Çocuklara ne kızabilirsin, ne de dokunabilirsin! 

   Belli ki çocuklara büyükleri öfke ve şiddet uygulamasını öğretmişler. Bu çocuklar yaptıklarına kızanlara bi de kafa tutuyor. 

   Çünkü yaptığının cezasız olduğunu biliyor. Belki de karakola çok gittiler, polis de nasihat verip her seferinde çocukları bıraktı. 

   Küçük oldukları için Polisin de bir işe yaramadığını çocuklar öğrenince davranışları daha da şiddetlenerek devam ediyor.

   Çocukları şucu-bucu diye sınıflandırmak istemiyorum. Çünkü çocuk onlar. Aileleri de çocuklara kendi öfkelerini öğretiyor. Yıllar öncesi de kordonda sahilde bankta otururken ellerindeki kartonlara "para ver" yazmış çocuklar yanımıza gelmişti.

   Para vermeyince küfretmişlerdi. Hatta yakınımızda olan gençlerden biri çok kızmıştı çocuklara.

   Sonra arkadaşlarımdan kafelerde pastanelerde, çimlerde, banklarda oturan, yürüyen insanları rahatsız ederek zorla para istediklerini öğrenmiştim.

.

   Burada tehlikeli bir durum söz konusu… İnsanlara tekme atan, sırtlarına arkadan yumruk vuran çocuklar farkında olmadıkları öfkeleri nedeniyle bir süre sonra can da yakabilirler.

   Benim de sırtıma bir çocuk vurdu! 

   "Ne yapabilirsiniz ki çocuk işte" diyeceğim noktada ciddi sıkıntı var... Bugün çocuk yarın genç hatta kayıp bir genç!

   Toplu ulaşımlara biletsiz binerek, kent merkezlerine geliyorlar.

   İnsanlarımız acıyor kartlarını basıp kentin içine gelmelerini sağlıyorlar. 

   Oysaki yaşadıkları yerden kente gelmeleri hem yaş olarak, hem maddi olarak mümkün değil.

   Toplu taşıma şoförleri/görevlileri bedava geçişlere izin vermese de halkımız olan-biteni, başına geleceği bilmeyince yardımseverlik yaptığını sanıyor..

   Oysaki çocukların kent merkezinde parasız gezmeleri ve insanların alış-veriş, yeme-içme davranışlarına şahit olmaları onlarında canının birçok şeyi çekmesine neden olacaktır.

   Ne yapacak bu çocuk? Nasıl ulaşacak istediklerine?

   Bu çocukların yüzü gülmüyor. İntikam duygusu ile oradan oraya saldırıp, zarar vermeye çalışıyorlar.

   Ya da dileniyorlar...

   Kentin tüketim büyüsünde istediklerini alamıyorlar-yiyemiyorlar.

   Çocuk kendi içinde davranışlarının "yanlış mı - doğru mu" olduğunun değerlendirmesini yapamaz.

   Hırslanabilir, kızgınlaşabilir, saldırganlaşabilir. Tıpkı bugün olduğu gibi...

   Bence çocukları ebeveynleri para getirsinler diye de zorluyorlar. 

   "Şöyle yapacaksın, böyle davranacaksın, şunu diyeceksin, bunu diyeceksin" öğretileriyle çocukları sokaklara salıyorlar.

   İstanbul'da fakir mülteci ailelerin çocuklarını çete üyeleri aylık 300 TL'ye kiralayıp, "onlara iş imkânı sağlayacağız ve çalıştıracağız' diye ailelerinden alıyorlarmış. Hatta para getirmezlerse dövülüyorlarmış.

   Çocuklar özellikle araç ve yaya trafiğinin yoğun olduğu yerlerde zorla dilendiriyorlarmış.

   Çocuk Şubesi polis memurları Alsancak da hatta her yerde dolaşmalı ve bu çocuklara 'Sen kimsin? Ailen nerede' diye sormalı.

   Çocuklar koruma altında olmalı.

   Birileri Fransa'ya, Avrupa'ya "Türkiye sosyal devlet" diye ülkeyi örnek gösterip, kafa tutarken ben de hani nerede "SOSYAL DEVLET" diyorum! Kim kimi kandırıyor?

   Amacı mülteci ve sığınmacı aileleri Türkiye'ye getirip bakmak mıydı yoksa Türkiye'nin başına bela mı yapmaktı?

   Çocuklar ve aileleri zor koşullarda yaşıyor.

   Çözüm çocukların üstünü-başını giydirip, sokağa bırakmak değil...

   Sosyal adaletsizlik, aidiyet duygusu yokluğu, yabancılaşma, dışlanma, eski-yeni yaşam koşulları farkı, çocukların iç dünyalarında bozukluk ve hasar yaratır.

   Türkiye’deki temel eğitim çağındaki bütün çocuklara yönelik yaşanan sorunlara çözüm önerilerini kim sunacak?.

   Türkiye’deki en önemli gerçek sıkıntı ve risk kamp dışındaki Suriyeli çocukların yüzde 70'i okula gitmiyor olmasıdır...

   Oysa okula devam edebilmek çocukların korunmasına da olanak sağlayacaktır.

   Bu çocuklar ve gençler için eğitim özellikle büyük bir önem taşımaktadır: Çocuklar ve gençler, sırf okula devam etmeleri nedeniyle insan kaçakçılığına, yasadışı evlat edinilmeye, çocuk yaşta evlendirilmeye, cinsel istismara ve zorla çalıştırılmaya karşı daha iyi korunmuş olacaklarıdır...

   Çocukların okula gidebilecekken gidememesi ve toplumla bütünleşememesi sonucunda çocuk işçiliği, suça sürüklenme, çeteleşme, madde bağımlılığı, ihmal-istismar, çocuk yaşta evlilik ve gebelik, akran zorbalığı, dışlanma, ayrımcılık vb. riskler, kısaca “kayıp nesil” oluşturmaktadır. Bu da ülkemiz için kurulmuş bir saatli bomba etkisine dönüşebilme potansiyeline sahiptir.

   Eğitimdeki fırsat eşitsizliği birçok zincirleme sorunun hem sonucu hem de sebebidir. 

   Eğitim, her çocuğa ulaştırılması gereken zorunlu bir sosyal hak ve hizmettir. Çocuklar gelecek kuşakların mimarları, eğitimin gerçek özneleridir. Bu nedenle gelecek kuşakların eğitimi ile ilgili konulara yaklaşım ve çözüm önerileri ayrı bir önem taşımaktadır.

   Çocukların asayiş problemi yarattığı dikkate alındığında, eğitimin önündeki engelleri kaldırmak amacıyla, her türlü önlem alınmalıdır. 

   Bu sorunların ötesinde, sığınmacılar, dini bayramlarda, Türkiye Suriye sınır kapılarından koşarak, sevinç ve coşku ile ülkelerine kucak dolusu hediyelerle gidebiliyorsa onların artık ülkelerine dönme zamanı çoktan gelmiştir. 

   Bunun yolları acil aranmalı, çözüm önerileri oluşturularak, ülkelerine geri dönüşleri sağlanmalıdır.

   Sağlıkla ve Sevgiyle Kalın.



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Hilal Altınbilek'in yeni aşkı

Bir Zamanlar Çukurova dizisinde Züleyha karekteriyle gönüllerde taht kuran Hilal Altınbilek ve Gurur Aydoğan aşkı Kapadokya'da kendini gösterdi. Bir süredir aşk yaşadıkları haberleriyl...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

COVID-19 kalp hastalarını nasıl etkiliyor?

Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Yalçın anlattı. Doç. Dr. Yalçın, kalp hastası olanların özellikle kış aylarında enfeksiyonların yanı sıra Covid-19’a karşı çok dikkatli olması gerektiğini belirterek şunları söyledi...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR