Yukarı
46

Azimet Gürbüz

CHP’de öncelik uyum olmalı

28 Temmuz, 2020

   Pazar günü sona eren CHP Kurultayında bazı sonuçları değerlendirdiğimde, parti üyelerinin “partililik anlayışını” yıllardır iyi değerlendirdiklerine bir daha şahit oldum. Partinin 1975 yılı Cumhuriyet Senatosu ara seçimlerinde,  o yıllarda partinin en güçlü olduğu Trabzon’da, o yıl emekli olmuş Kıbrıs Barış Harekatının Deniz Kuvvetleri Komutanı, merhum Kemal Kayacan’ı aday göstermişti. Herkes, genel olarak tüm basın, o yıllarda Trabzon’da birinci parti olan CHP’den Sayın Kayacan’ın Senatör seçileceğinden emindi. Fakat sandık seçim sonuçlarında, sürpriz bir şekilde Sayın Kayacan seçilemedi.  Siyasi kamuoyu, konuyu birbirine zıt gerekçelerle farklı izaha çalışıyordu.  Uzun süren bazı değerlendirmelerden sonra anlaşıldı ki; 12 Mart 1971 Muhtırasında imzası olduğundan, CHP tabanı Sayın Kayacan’a oy vermedi. Çünkü Sayın Bülent Ecevit’in 12 Mart Muhtırasına tepki göstererek Genel Sekreterlikten istifa etmesi, giderek partinin İnönü’nün muhafazakar çizgisinden Demokratik Sol çizgiye evirilmesi, muhtıra sürecindeki idamlar, baskılar, ve işkencelerin hesabını halk unutmayarak bir tepki verdiği anlaşıldı.

   CHP, Ergenekon Davalarında mağdur olmuş aydınlardan, Mustafa Balbay, Dursun Çiçek, Tuncay Özkan ve Mehmet Ali Çelebi’yi milletvekili yaparak mağduriyetlerini sahiplendi. Bu kişilerin genel olarak yaşantılarından, mesleki başarılarından söz ederek değerlendirecek değilim.  Ancak sıraladıklarımın hiç biri Cumhuriyet Halk Partisiyle bir uyum sağlayamadı. Mustafa Balbay milletvekili seçildikten sonra ilk altı ay içerisinde, bir parlamenter olarak partili daha bir hikmetini göremeden “Sen git ben geleyim” tavrına örnek olacak şekilde, kendisini Genel Başkan adayı ilan etti.  Dursun Çiçek’in mağduriyetini partili üye İstanbul’da önseçimle telafi ederek milletvekili olmasını sağladı. Bir parlamenter olarak Sayın Dursun Çiçek’in partiye ve topluma ne verdiğini merak ediyorum.  Aynı değerlendirme,  Mehmet Ali Çelebi için de geçerli. Mağdur olmuş bir teğmen olarak, hapishanede binlerce kitap okumuş,  bir entelektüel olarak, yaptığı savunma dillere destandı.  Baktık o da, hiçbir siyasi çabaya girmeden, seçildiği ildeki il ve ilçe binalarının, dahi nerde olduğunu bilmeden,  Genel Başkan’a karşı kampanya yürüttü. Hangi siyasi gerekçeyle o da anlaşılmadı. Kurultay üyeleri onun da boyunun ölçüsünü verdi.

   Gelelim Tuncay Özkan’a. Tuncay Özkan biz İzmirlilere için ilk çıkışını, Alaattin Yüksel’in seçildiği il kongresinde Aziz Kocaoğlu’na karşı yaptığı bir çıkışla gösterdi. Kendisi ünlü bir gazeteci ve bir televizyon sahibi olarak zaten bir başarı hikayesi vardı. Ergenekon ve Kumpas davalarından uzun süre hapis yatması, içine düştüğü mağduriyet, CHP Genel Başkanı’nın da gözünden kaçmadı. İki dönemdir milletvekili.

    Tuncay Özkan Cumhuriyet Mitinglerin de yaptığı “sağcılar sağa, solcular sola oy versin” değerlendirmesi bırakın Cumhuriyeti savunmayı, Cumhuriyet’in toplum nezdindeki değerini dahi kavrayamadığını gösteriyordu. Ayrıca sahibi olduğu televizyon kanalı sayesinde “Biz Kaç Kişiyiz” hareketini örgütleyerek CHP’ye de göz kırpıyordu. Deniz Baykal’ın davetini “Bana Genel Sekreterliği verirsen gelirim” diyerek zaten kişiliğini göstermişti.  Fakat tutuklanmasının yarattığı mağduriyet, kendisini CHP’de milletvekili yaptı. Bu mağduriyet nedeniyle milletvekili olması, kendisini vazgeçilmez zannederek, partiyi kendisine muhtaç zannetti.  Son İzmir İl Kongresinde kendisinin partide bir Genel Başkan Yardımcısı olduğunu unutarak,  büyük bir “hizip lideri” gibi, yanına derlediği siyasi aktörlerle, İzmir’de bir kongre zaferi kazandığını zannederek partiyi  tam bir bölünmeye itti.  Buca’ya atanmış belediye başkanını sonradan düzenlenmiş bir tutanakla görevden alınıp yeni bir arkadaşı atamasını da başarı gibi sundu. Ama, bu durum Türkiye kamuoyunun gözünden kaçmadı.

   Sayın Tuncay Özkan Kurultay’da yaşadığı mağlubiyeti, İstanbul İl Başkanının karşılıklı restleşmesine bağlayarak örtmeye çalışıyor. Oysa bırakın Sayın Öztrak’ın aldığı oy düzeyinde oy almayı, diğer MYK üyelerinin aldığı 840 mertebesindeki oydan, İstanbul’un 200 oyu düşülse zaten 640 oy almış olurdu. Bu da listeye girmesi için yeterliydi. Sayın Özkan’ın yıpranmışlığı Türkiye ölçeğinde gördüğü tepkiyle çok net görüldü.  Zaten Özkan CHP’yi hiç ama hiç hem uygulamalarıyla hem örgütlenme tarzının  liyakatten uzak tutumuyla tanımamıştı. Demek ki, sorun öncelikle CHP'ye uyumlu olmak gerekiyormuş.



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Guido Senia'dan şaşırtan yorum

Geçtiğimiz gün kızı Melisa'nın doğum gününü Instagram'dan paylaştığı fotoğraflarla kutlayan Şeyma Subaşı, yorum ve beğeni yağmuruna tutuldu. Anne-kıza Şeyma Subaşı'nın ayrıldığı İtalyan s...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Covid-19 yaşınız kaç?

Yaş, Covid-19 hastaları için en kritik faktör. Ancak doktorlar risk faktörü olarak sadece yaşa odaklanılmasını kaygı verici buluyor. Gerçek Covid yaşını belirleyen farklı faktörler de mevcut...

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR