Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Hastalanıyoruz!

03 Aralık, 2011

   Dünya’da ve Türkiye’de küreselleşmeyi yaşıyoruz. Küreselleşmeyi tartışıyoruz. Küreselleşmenin bir ayağı da küreselleşen tüketim kültürü… Ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha da büyük oluyor.

   Hastalığın adı; Tüketime bağımlı bir toplum yapısı… Küreselleşen tüketim kültürünün tercümesi ‘Amerikan tarzı yaşamın uluslararası şirketler aracılığı ile bütün dünyaya benimsetilmesidir’. Amerikan ekonomik gücünün, siyasi ve kültürel güce dönüşerek dünyayı etkisi altına alması ile ‘Marka’ bağımlısı bir toplum yapısı olgunlaştı...

   İnsanların aynı gazozları içmesi, aynı köfteleri ve pizzaları yiyor olması, aynı ayakkabıları ve giysileri giymesi gibi… Tabii bununla bitmiyor aynı müzikleri dinliyor, aynı danslarla eğleniyor, çocuklar aynı oyuncaklarla oynuyor, aynı masalları seyrediyor, aynı kahramanları benimsiyor. Farklılıkların olmadığı, tek düze bir tüketim kültürü sistemine sıkıştırılan insanoğlu.

   Tüketim kültürü kendini sadece mal bazında göstermiyor. Yaşamın hızını arttırması en etkili durum… Arabalardan, bilgisayara kadar kentlerde yaşamın hızının sürekli artması, bitmez tükenmez bir telaş içinde insanlar sadece günü yaşayıp, yarını düşünemez hale getiriliyor.

   Kısa, özensiz, çabuk tüketilen cümleler ile konuşan ve yazışan, sürekli koşuşturan bir topluma dönüşüyor. Hız arttıkça tatminsizlik ve tüketimde artıyor. Sürekli tüketiliyor. Yaşam daha fazla erteleniyor. Yaşam hızla tüketildiği için, tatminsizlik artıyor ve insanlar çabuk bıkan ve sıkılan hale geliyor.

   Hızlı tüketim ne olduğunu anlayamadan nesnelerin ardı ardına yaşamımızda ve vücudumuzda stoklanmasına yarıyor. Kontrolsüzlük had safhada… Kilolar hızla alınıyor ve hızla alınan kilolar hızla verilmeye çalışılıyor! Çünkü insanlar sıkılıyor, beklemeye tahammülleri yok… ‘Kullan at’ tüketimin ideolojisi oluyor.

   Sevgililer, aşklar, evlilikler, arkadaşlıklar, yemekler, oyuncaklar, giyecekler, mobilyalar, evler, kentler, kasabalar, köyler her şey tüketim hastalığının/hastalığımızın en önemli nedeni.

   Çocuklara at yarışı muamelesi yapılıyor…Yoğun tüketim kültürü ve hızlı yaşam içinde saygı ve gelenekler unutulduğu gibi, sürekli temposu ve hızı artan at yarışı misali bir yaşama zorladığımız çocuklarımız var.

   Yaşam içinde sürekli yarışma içindeler. Aile içinde, arkadaşlar arasında, okulda, işyerinde yarışmaya ve başarıya odaklı bir yaşam yükü sırtlarına bindiriliyor. Bir sınavdan diğerine koş çocuk koş… Ve sonuç olarak, geleceğini planlayamayan ve önünü göremeyen bir nesil yetişiyor.

   Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlarla doluyor toplum. ‘Hap’ şeklinde verilen bilgilere itibar var. Okumaya vakit yok, deniyor! Yargıya varmak için çabaya gerek yok, önyargılar yeterli! Derinlemesine irdelenmeyen yaşam sadece bilgisayar ve televizyon ekranından yönetiliyor!

   TV programları 7 -9 yaş zekâ seviyesinde…  Televizyonlardaki programların 7–9 yaş zekâ seviyesine göre ayarlandığını biliyor musunuz? Kafa yormanıza gerek yok… “3’ü bir arada’ devrindeyiz… Emeğe gerek yok. Her şey poşetin içinde!

   Cinsellik ve şiddet ön planda… Küreselleşen tüketim kültürü içinde şiddet ve cinsellikte önemli iki unsur olarak sunuluyor. Şiddete ve cinselliğe alıştırılan bir toplum yapısı var… Özellikle çocuklar ve gençler, şiddet ve cinsel içerikli yaşamla karşı karşıyalar.

   Şiddet ve cinsellik yaşamın bir parçası değil yaşamın ana merkezi haline getiriliyor. Çocuk oyuncakları şiddet ve yok etme üzerine tasarlanıyor. Filmler, diziler, medya haberleri genel olarak şiddet ve cinsellik temalı. Küreselleşen tüketim kültüründe insanı insanlaştıran özelliklerin sürekli törpülenmeye çalışıldığı görülebilir. 

   “Yiyin, için, şişmanlayın, bol bol özgürce seks yapın, sıkılırsanız farklı seks türlerini de deneyin, gezin, dolaşın, kavga edin, şiddete açık olun, güçlü olun, zayıfa acımayın, zayıfı ezip geçin. Sadece düşünmeyin, var olan sistemi sorgulamayın, bugünü yaşayın, yarın ne olacağım telaşına düşmeyin” temasının topluma iletişim araçları (gazete, dergi, kitap, televizyon, radyo vb) vasıtasıyla sürekli enjekte edildiği görülüyor.

   Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha büyük oluyor. Türkiye gibi ülkelerde zayıfı koruyan mekanizmaların olmadığı sistemlere sahip ülkelerde tüketim kültürü, gereğinden fazla israfa dayalı, yok etmeye yönelik, vurdumduymaz biçimde yapılan bir tüketim halini alıyor.

   Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde küreselleşen tüketim kültürünün etkisi daha büyük oluyor. Türkiye gibi ülkelerde zayıfı koruyan mekanizmaların olmadığı sistemlere sahip ülkelerde tüketim kültürü, gereğinden fazla israfa dayalı, yok etmeye yönelik, vurdumduymaz biçimde yapılan bir tüketim halini alıyor.

   Gösterişçi tüketim, daha çok tüketim, daha fazla satın alma, israfa dayalı yaşam biçimi alan toplum yapısında her şey ‘güç’e göre tasarlanıyor. Makam veya paranın gücüne göre toplum şekilleniyor. Trafikte bile güç ön plana alınıyor.

   Trafik kuralları veya trafik ışığının rengi bile önem taşımamaya başlıyor. Kentler, sol şeritte hızlı yaşayanlar için biçimlendiriliyor. Makam arabaları kurallar üstü hareket ediyor. Yayalara, özürlülere, bisikletlere, hatta motosikletlere yaşam hakkı verilmiyor. Kaldırımlar ya yok ediliyor ya da yaşlıların ve özürlülerin kullanamayacağı yükseklikte yapılıyor. Çocuk parkları ve okul bahçeleri araba parkı haline getiriliyor.

   Tüketim virüsü sadece bedenimizi değil, yaşamımızın her hücresini teslim alıyor. Hastalığımızın çaresini – ilacını bulmak gerekmiyor, yeter ki tüketim kültürünün kobayları olmaya devam etmeyelim…



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Gülseren Budayıcıoğlu’na zorla getirme kararı

Psikiyatrist Gülseren Budayıcıoğlu, kliniğinde çalışan Kübra Arlı Bosuter hakkında açılan tazminat davasında tanık olarak dinlenilmesi için mahkemeye zorla getirilecek. Kök hücre tedavisi...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bakan yardımcısından önemli PCR testi uyarısı…

Başkasının HES kodu ile dolaşanlara dair Sağlık Bakanlığı'na da geri bildirimler geldiğine işaret eden Sağlık Bakan Yardımcısı Dr. Şuayip Birinci, "Kare kodu olmayan PCR testleri geçerli değil" diye konuştu. Birinci, “Neden buradayız? Biz hekimlerimize, sağlık profesyonellerimize yardım etmek üzere tanı araçları geliştirmeye çalışıyoruz.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR