Yukarı
455515

'Karanlıkta Islık Çalanlar', Altın Koza'dan üç ödülle döndü

07 Ekim 2026 08:22

Terry Eagleton'un "İyimser Olmayan Umut" kitabının girişindeki Herberrt McCabe imzalı şu alıntı önemlidir: "Bizler iyimser değiliz; herkesin gönlünü kaptırabileceği hoş bir dünya vizyonu sunmuyoruz. Sadece, her neredeysek orada yoksullar için adaletten yana yerine getirilmesi gereken küçük bir ödevimiz var."

Dünya ilk gösterimini Hindistan'daki IFFI Goa Film Festivali'nde yapan, ülkemizde ilk kez İstanbul Film Festivali'nde gösterilen ve 33'üncü Adana Altın Koza Film Festivali'nden "en iyi senaryo" ödülü, "en iyi müzik" ödülü ve "Film-Yön En İyi Yönetmen" ödülüyle dönen "Karanlıkta Islık Çalanlar" filmini izlerken, "İyimser Olmayan Umut" kitabı ve McCabe alıntısı zihinde sürekli beliriyor.

Yorgancıoğlu'nun kadrajında orta sınıf kentli bir aile ve o ailenin bireylerinin sıkışmışlığı var. Sınıfsal ilişkiler var, kuşaklar arası kopuş var, büyüme sancısı var, aile olabilmenin sorumluluğu var. 

Filmin oyuncu kadrosunda Müfit Kayacan (Melih), Hülya Gülşen (Suzan) ve genç oyuncu İnci Sefa Cingöz’ün (Toprak) yanı sıra Emrah Özdemir, Meral Çetinkaya, Berkan Şal, Nilgün Türksever ve Ayşenil Şamlıoğlu bulunuyor.

Yorgancıoğlu ile senaryosunu Emre Gülcan ile birlikte yazdığı "Karanlıkta Islık Çalanlar"ı konuştuk.

MİSTİSİZMDEN DOĞAN

- Filmin ilhamı nereden nereden doğdu?

Başlangıç noktası, benim bir arkadaşımın annesi, kardeşinin kanser sürecinde ona "bir şey göründüğünü" söylemişti ve çok ayrıntılı, çok gerçekçi anlatıyordu. Sonrasında bunu konuşurken, beyazperdeye bir şekilde taşınacak olsa bu hikâye, kurmaca değil belgesel olması gerekiyor, dedik. O kadar gerçekçiydi. Ve bana çok anlaşılır, çok insani gelmişti. Çok sevdiği birisini kaybetme sürecinde olan birisine niye bir şey görünür? İnsan neden o anlarda bir şey görme ihtiyacı hisseder? Dolayısıyla, fanilerin gözünden bu gerçeküstü durumu anlamaya çalışan bir belgesel değil de neredeyse ölülerin gözünden fanilerin sorunlarını ve psikolojisini anlamaya çalışan bir belgesel ne güzel olurdu, dedik, ortaya bu film çıktı.

- Ne zaman başladı filmin süreci?

2018'in sonlarına doğru bu fikir geldi. Çok şanslıydık, Venedik Film Festivali kapsamında Biennale College Cinema'ya seçilmiştik. Konsept aşamasından senaryo oluşturulmasına kadar orada çalıştık ve 2019'da artık elimizde senaryo vardı. Hemen çekeriz diyorduk ama pandemiye denk geldik, 6 Şubat depremleri oldu... Filmi çekmemiz 2023'ü buldu. 

 

'HAYALLERİMİZİN YASI'

- Karakterler çok zıt, çatışmalar sert. Solcu ve emekli bir baba, işsiz ve yazar olmaz isteyen genç, kendini üst sınıfa kabul ettirmeye çalışan anne. Katmanlı bir senaryo. Karakterlerin bir araya gelmesindeki o düşünsel arka planı merak ediyorum, bunu nasıl yarattınız? 

Üç karakterin farklılıkları ayrı, benzerlikleri de ayrı. Bu üç benzemezin aynı senaryo çatısı altında buluşması gerek. Şunu yapmaya çalıştım: Sonuçta hem bireysel anlamda hem toplumsal olarak çok fazla hayallerimizin yasını tutmak zorunda kalıyoruz. Ve düzgün tutulamıyor yaslar. Herkesin geleceğe dair hayal etmiş olduğu şeyler bambaşka, Çoğu zaman bunların yasını tutmak zorunda kalıyoruz. Toplumsal tarafında ise "Y" kuşağı örneğin ve onların ebeveyni olup onlara bakmak zorunda kalan anne babalarımız... Onların da yasları bambaşka. Benim için bütün karakterlerin yolculuğu, kendine versiyonunun yasını tutmakla ilgiliydi. Yani karakterin gönlünden  öyle bir şey  geçiyor olsun ki bir başka karakterin kişilik özelliği onun yolunda organik olarak taş koyuyor olsun. "Antagonist" olmak için yazılmış karakterlere sıcak bakmıyorum. Herkes kendi yolunda ilerlemeye çalışıyor.

'POZİTİF OLAN BİR ŞEY DEĞİL'

- Filmde umut hiç bitmiyor. Her karakter bir şeyin umuduyla, yaşamına tutunmaya devam ediyor. Umut kavramıyla ilgili ilişkinizi sorayım bu aşamada.

Bu filmi yazarken umut mevhumuna bakışım çok değişti. Umudu pozitiflikten doğan bir şey gibi düşünüyordum. Umut aslında illa pozitif veya "lay lay lom" olan bir şey değil. Aslında inanmakla da ilgili değil. İnsan yarının bugünden daha kötü olma ihtimalini görüp inanamayabilir yarının daha güzel olacağına. Aslında yarının daha iyi olacağına dair seçimler yapmak, yarın daha iyi olabilecekmiş gibi hayatını yaşamak. Her güne yeniden başlamak bir seçim. Bazıları için daha zor bir seçim. "Toprak" karakteri için gittikçe zorlaşan bir seçim. Ama her gün seçiyoruz bunu... Örneğin aşırı trafikte sıkıştığınız zamanlar çok söylenirsiniz ama etrafınıza bakarsınız, herkes kendi arabasının içinde, herkes aynı yolda gitmeye devam ediyor. Kimse de arabasını bırakıp gitmemiş. Herkes aynı yolda, o trafiğin biteceği umudunu taşıyor...

- İlk filminiz ve taşra değil de kent anlatısı. Kent tercihi neden?

Taşra filmlerini çok severek izlerim aslında ama anca izleyicisi olabileceğim bir tür. Çünkü Ankara'da doğdum. Bildiğim şey şehir hayatı ve onun zorlukları. Taşranın zorluklarına dair bir şey yaparsam, orada kültürel bir sömürü yapacakmışım gibi hissediyorum.

Çok fazla film var ve ben buraya bir şey ekliyorsam gürültü olmasın, daha önce belki bakılmamış bir bakış açısı veya bakıldıysa da yapılmamış bir bakış açısı sunabilmek isterim. Benim katkım burada ne olur diye düşündüğümde, şahsına münasır katkım kent yaşamından geliyordu. Alt orta ve üst orta sınıftan geliyorum. Sınıf bilinci önemli benim için. Filmde de mesela Toprak karakterinin görmediği desteği ben ailemden çok gördüm. Film yapmak maddi olarak da çok kolay bir şey değil. Bir yandan filmi yapmaya çalışırken çoğu zaman evsizlikle aramdaki şey aile desteğiydi. Sonuçta emeğini para karşılığı satan ve hayatını o şekilde kazanan bir ailenin ben de çocuğuyum. 

- Baba karakteri, bilimle ilgileniyor ama mistisizmle karşılaşıyor ve onun peşine düşüyor. Bu mistisizmin hikâyeyi girişi nasıl oldu?

Hikâyenin çıkış noktasından yola çıkan bir durumdu zaten. Onun dışında da, çok büyük ve temel sorunlara bir sihirli değnek dokunsun isteriz. Hayattaki yerimizin özel olduğunu hissetmek dışarıdan bir medet umarız ya. Mesela Melih'in yolculuğu biraz öyleydi, Suzan'ın yolculuğu, Toprak'ın yolculuğu... Üçünde de sihirli değnek arayışı var. Büyülü gerçekçiliği seviyorum.

'AİLE AİDİYETTİR'

- Ankara'nın dinozorlarını da unutmamışsınız...

Öncelikle o dinozorlar bizim vergilerimiz. Ve böyle çürüyen vergilerimiz tarafından etrafıkrnrı çevrili olması estetik olarak benim için çok ilginç bir şey. Bir de onların bir ara nereye konulacağı da çok belli değildi. Sağa sola yerleştirilmişti. Sonra tekrar alındı. Beklemediğin yerlerden çıkan dinozorların biraz böyle insanla dalga geçer gibi bir hali de var. Hüzünlü bir tarafı da var. Aşırı absürt. Filmin tonuna dair bir konumlandırma diyebilirim.

- Ana izlekte aslında bir aile kurgusu var. Özelde de bireylerin aile içindeki o sıkışmışlığını görüyoruz. Tam da bir süredir aile tartışmalarının ülkenin gündemini işgal ettiği dönemlerde...

Aile seçilen bir şeydir, ben buna gerçekten inanıyorum. Kendi ailenizi seçebiliyorsanız ne mutlu size. Birçok insanın kendi ailesi, birincil ailesi olmuyor. Başka insanlar ekleniyor o aileye. Aslında hepimiz aynı çatılar altında barınmaya çalışan insanlarız. Herkes kendi yolunda. Ve o yolda en önemli şey aidiyet. Benim için aile aidiyet demek. Eğer korunabiliyorsa bu bir ailedir. Korunamıyorsa aile tehlike altında.

Cumhuriyet



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

TUNCA, yeni güncel sanat projesiyle ‘Yanköşe’de: Pencereler ‘Yan Yana’

Kabataş’taki Yanköşe’nin 12. projesinde bu kez çıkma pencereler sanat eserine dönüştü. TUNCA, Ayvalık’tan topladığı pencerelerle her insanın dünyaya açılan farklı bir bakış açısına sahip ...

Muammer Karaca Tiyatro Bayramı başlıyor

Muammer Karaca Tiyatrosu, İBB Miras tarafından gerçekleştirilen restorasyonun ardından İBB Kültür tarafından hazırlanan programlarla 14 yıl sonra yeniden seyircisiyle buluşuyor. Mekânın a...


Ata Demirer’den yeni proje: 'Pervaneler' filminin çekimleri başladı...

"Pervaneler" filminin çekimleri başladı. Ata Demirer’in kaleme aldığı ve Hakan Algül'ün yönetmenliğini üstlendiği film 8 Ocak 2027'de sinemaseverlerle buluşacak. BKM yapımcılığında hayata...

Yeşilçam'ın 'Altın Çocuk'u Göksel Arsoy hayatını kaybetti

Türk sinemasında 'Altın Çocuk' unvanıyla hafızalara kazınan usta oyuncu Göksel Arsoy, 90 yaşında yaşamını yitirdi. Türk sinemasının unutulmaz isimlerinden, "Altın Çocuk" lakaplı efsanevi ...


‘Aşk Tesadüfleri Sever’ filminin yeni afişi yayınlandı

Türk sinemasının unutulmaz yapımları arasında yer alan "Aşk Tesadüfleri Sever" serisinin merakla beklenen üçüncü filminin yeni afişi sinemaseverlerin beğenisine sunuldu. Sinemaseverlerin ...

Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nden güçlü mesajlar

Türkiye’nin en büyük ve en önemli film festivallerinden biri olan ve bu yıl 33’üncüsü düzenlenen Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, önceki akşam yapılan ödül töreniyle sona erd...


Altın Portakal’da Ulusal Yarışma Dışı filmler açıklandı

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, Ulusal Yarışma Dışı bölümünde yer alacak filmler belli oldu. 24-31 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek Türkiye’nin ...

APİKAM’da çocuklara kent tarihi ve kültürü eğitimi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), 4, 5, 6 ve 7. sınıf öğrencilerine yönelik Kent Tarihi ve Kültürü Eğitimleri’ni 6 Ekim 2026’da başlatıyor. Ücret...


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Aliye Uzunatağan, Cüneyt Türel ile olan aşkını anlattı

Usta oyuncu Aliye Uzunatağan, katıldığı bir programda özel hayatına dair samimi açıklamalarda bulundu. Merhum meslektaşı Cüneyt Türel ile yaşadığı 10 yıllık büyük aşkı anlatan Uzunatağan,...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Bilim insanları kanserin gizli haritasını çözdü

ABD'deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacıları tarafından yürütülen çalışmaya göre, kanser hücreleri normal şartlarda hasarlı dokuların onarılması için devreye giren biyolojik bir sistemi kendi yararlarına kullanıyor. Bu durum, tümörün bulunduğu ana bölgeden kolayca ayrılarak diğer organlara sıçramasına olanak tanıyor.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR