Ahzuita: Ankara’da cazın peşinde!
Ankara, pek çok sanatçıya, şaire ve yazara ilham veren; Türkiye’nin önemli müzik gruplarının kuruluşuna tanıklık eden bir şehir. Bu zengin kültürün içinde geçen yaz kapılarını açan Ahzuita, cazı küçük bir salonda ve dinleyiciyle müzisyen arasındaki mesafeyi kaldırarak sunuyor.
Ahzuita’nın adı, Arapçada “almak ve vermek, alışveriş” anlamına gelen “ahz ü i’tâ” sözünden geliyor. Mekânın kurucuları Didem ile Yunus da bu adı seçerken yalnızca ticari bir alışverişi düşünmemişler. Müziğin, sanatın, bilginin ve düşüncenin paylaşıldığı; farklı disiplinlerin birbirini beslediği bir yer hayal etmişler. İnsanlar burada yalnızca bir konser dinleyip ayrılmasın, birbirleriyle ve sanatçılarla ilişki kursun istemişler.
Bu düşünceye ev sahipliği yapan yerin geçmişi de Ahzuita kadar ilginç. 1967’den burası kiralanana kadar kasap olarak kullanılan eski bir dükkân, bütünüyle başka bir yere dönüştürülmüş. Yine de geçmişinden kalan her şey silinmemiş; mermer duvarlar korunmuş, içerisi bir konser salonundan çok evin salonunu andıracak biçimde düzenlenmiş. Zaten Ahzuita’yı benzerlerinden ayıran ilk özellik de bu. İçeri girdiğinizde karşınıza büyük bir sahne, sıralanmış koltuklar ya da kalabalık bir salon çıkmıyor.

Didem ile Yunus, mekânı oluştururken müzik, alışveriş ve kafe olmak üzere üç ana başlık belirlemişler. Ancak Ahzuita bildiğimiz anlamda bir kafe, bar ya da gece kulübü değil. Yeme içme bölümüyle yerel sanatçıların çalışmalarına ayrılan küçük bir satış alanı bulunuyor ama merkeze müzik yerleştirilmiş. Enstrümanlar salonda, her an başlayabilecek bir performans için hazır tutuluyor.
Bir seferde ancak 25–30 kişinin ağırlanabildiği salonda müzisyenlerle dinleyicileri birbirinden ayıran bir sahne yok. Küçücük bir alanda, birkaç adım ötenizde çalan müzisyeni dinliyorsunuz. Böyle olunca müzisyenin nefesi, enstrümanın doğal sesi, parçanın içindeki duraksamalar ve doğaçlama sırasında ortaya çıkan değişimler kaybolmuyor. Mekânın küçüklüğü bir eksiklik olmaktan çıkıyor; konserin kendisini belirleyen bir özelliğe dönüşüyor. Dinleyici de uzaktan izleyen biri değil, o sırada kurulan müziğin parçası oluyor.
Ahzuita’daki konserlerin “sessiz konser” olarak adlandırılmasının nedeni de bu yakınlık. Konser sırasında konuşulmuyor, müziğin önüne geçebilecek seslerden kaçınılıyor. Yirmi beş kişilik bir salonda en küçük gürültü bile hem müzisyenin hem de dinleyicinin dikkatini dağıtabiliyor. Bu nedenle sessizlik, yalnızca uyulması gereken bir kural değil; konserin bir parçası olarak görülüyor.

Programın ağırlığını caz oluşturuyor. Caz standartlarının yanı sıra müzisyenlerin kendi besteleri de dinleyiciyle buluşuyor. Fakat Ahzuita kendisini yalnızca cazla sınırlamıyor; farklı müzik türlerine ve özgün projelere de kapısını açıyor. Burada önemli olan, müziğin çok kişiye ulaşmasından önce gerçekten dinlenmesi. Büyük konser salonlarından ayrıldığı nokta da biraz burada ortaya çıkıyor. Ahzuita, bitmiş bir gösteriyi sunmanın yanında müziğin nasıl kurulduğunu, müzisyenlerin birbirini nasıl dinlediğini ve bir parçanın doğaçlamayla nasıl değişebildiğini de gösteriyor. Bu yönüyle küçük bir müzik laboratuvarını andırıyor.
Konserlerin dışında atölye çalışmaları, eğitim programları ve söyleşiler düzenleniyor. Atölyelerde, alanında uzun yıllar çalışmış sanatçılar deneyimlerini aktarırken katılımcılar da aradaki resmiyete takılmadan sorularını yöneltebiliyor. Bazı çalışmalar yalnızca bir gün sürüyor; bazı eğitimler ise haftalara yayılarak teoriyle uygulamayı bir araya getiriyor. Bu programlar sadece profesyonel müzisyenlere yönelik değil. Müziği daha iyi anlamak, dinlediği parçanın yapısını kavramak ya da daha bilinçli bir dinleyici olmak isteyenler de çalışmalara katılabiliyor.
Söyleşilerde müzikten yola çıkılıyor ama konu her zaman müzikle sınırlı kalmıyor. Bir hafta “Caz Talks” buluşmasında müzisyenlerin çoğunun neden erkek olduğu tartışılırken başka bir hafta Antik Yunan’da estetiğin doğuşu konuşulabiliyor. Farklı alanlardan sanatçılar, akademisyenler ve konuşmacılar aynı küçük salonda bir araya geliyor. Böylece Ahzuita’dakialışveriş yalnızca dükkân bölümünde gerçekleşmiyor; bilgi, düşünce ve deneyim de el değiştiriyor.
Satış bölümünde yerel sanatçıların ve bağımsız üreticilerin çalışmaları sergilenerek sanatseverlerle buluşturuluyor. Bu da Ahzuita’nın sanatçıyı yalnızca sahnede ağırlamadığını, üretiminin dolaşıma girmesine de alan açtığını gösteriyor.
Ahzuita’nın yapmak istediğini uzun cümlelerle anlatmaya gerek yok aslında: İyi müziği, onu gerçekten dinlemek isteyen insanlarla buluşturmak. Ankara’nın hızla tüketilen eğlence anlayışının dışında duran bu küçük mekân, kalabalığın değil, dikkatin peşinde. Cazı uzaktan seyredilen bir gösteri olmaktan çıkarıp aynı salonda ve aynı sessizlik içinde paylaşılan bir müziğe dönüştürüyor.
cumhuriyet
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Grammy'de Türk rüzgarı
Edis, Toygar Işıklı, Mert Demir ve Büşra Kayıkçı, Grammy Ödülleri’ni düzenleyen Recording Academy’de oy veren üye (Voting Member) bünyesine dahil oldu. DÜNYANIN en prestijli müzik organiz...
Türkiye'nin duayen bestecileri ve virtüözleri Kuzey Ege'de buluştu
Agora Sanat Köyü, 3–9 Ağustos 2026 tarihleri arasında beş duayen besteciyi, elit bir icra topluluğunu ve bu yıl ikiye katlanan ilgi arasından seçilen 18 genç yeteneği Çanakkale'nin ilham ...
Adana Altın Koza'da, Orhan Kemal Emek Ödülleri üç usta isme verilecek
26 Eylül - 4 Ekim 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin Orhan Kemal Emek Ödülleri'nin sahipleri belli oldu. Türk sinemasına uzun yıllar...
Sinemalarda bu hafta: 6 film sinemaseverlerle buluşacak
Sinema salonlarında bu hafta tarihi filmden komediye, dramdan aksiyon ve gerilime 6 film vizyona girecek. Renny Harlin'in yönettiği "Ziyaretçiler: Hesaplaşma" (The Strangers: Chapter 3), ...
TUGFO Bayreuth’da hayranlıkla alkışlandı
Sabancı Vakfı’nın ana destekçisi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nın (TUGFO), 20’nci Avrupa turnesi Almanya’nın ünlü besteci Wagner ile 1852’de kurulan ünlü piyano atölyesi St...
Yeşilçam'ın unutulmaz filmleri, Başkentlilerle buluşacak
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB), Başkentlilerin yaz akşamlarını renklendirmek için düzenlediği kültür sanat etkinliklerine yenilerini eklemeye devam ediyor. Bu kapsamda Atatürk Çocukla...
Kadıkalesi-Anaia Höyüğü UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde
Aydın'daki Kadıkalesi-Anaia Höyüğü'nün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ne alınmasını değerlendiren uzmanlar, gelişmenin önemli olduğunu ancak kültürel mirasın korunması için asıl sorum...
Muğla Zeytin Çiçeği Uluslararası Kısa Film Yarışması için başvurular başladı
Muğla Büyükşehir Belediyesi ile Beyaz Ay Derneği iş birliğinde ulusal ve uluslararası katılıma açık olarak gerçekleştirilecek yarışma, kısa film alanında üretimi teşvik etmeyi, sinema san...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Aslı Bekiroğlu 9. kez ameliyat olacak
ASLI Bekiroğlu, rahmindeki miyomun alınması için geçirdiği ilk operasyonda bağırsağının kesilmesi nedeniyle ciddi komplikasyonlar atlatmıştı. Daha önce iki kez ölümden dönen ve geçen ay s...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Poşet çaydaki tehlike: Sıcak suyla temas ettiğinde...
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, bazı poşet çayların sıcak suyla temas ettiğinde yüksek miktarda mikro ve nanoplastik parçacık salabildiğine dikkat çekti. Müftüoğlu, özellikle polipropilen içeren poşetlerde salınımın daha yüksek olduğuna işaret ederek, “Çayınız dem alsın, plastik değil” dedi.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.