Yukarı
4

Aydan Tuncayengin

Unutmayın, “Laiklik İlkesi” ulusal birliğin temel taşı, harcı, çimentosudur

04 Ocak, 2018

   Atatürk, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazanlar, yapana sadık kalmazsa değişmeyen gerçek insanlığı şaşırtacak bir nitelik alır” diyor.

   Şaşırmaktan öteye geçtik,  akıl tutulması yaşıyoruz, Atam!

   Bugün yaşananlara baktığımda “Diyanet İşlerini ‘Laik Devletin’ kontrolü altına almak” Atatürk’ün en isabetli kararlarından birisi olmuştur.

   Diyanet İşleri Reisliği, bugünkü adıyla Diyanet İşleri Başkanlığı 4 Mart 1924 tarihinde 429 Sayılı Kanunla Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığına bağlı bir teşkilat olarak, din hizmetlerinin politikanın dışında ve üstünde tutulması gerçeğinden hareketle Başvekâlet bütçesine dâhil ve Başvekâlete bağlı olarak kurulmuştur.

   Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlâk esasları ile ilgili işleri yürütmek, Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevlidir.

   Atatürk Diyanet İşlerini kurarken, yüzyıllarca dini duyguları sömürülen halkı dini açıdan aydınlatmak ve sahtekâr hocalara engel olmak amacıyla aydın din adamlarının yetiştirilmesini hedefledi ve ilk ilahiyat fakültelerini, imam hatip liselerini de açtı.

   Türkiye anayasasının 136. maddesinde; “Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir.” hükmü yer almaktadır.

   Dinimizin, diyanetimizin öğretilmesi için bu kadar büyük çaba gösteren Atatürk’ü Diyanet yok sayıyor.

   Laik bir ülkede dini kontrol altında tutmak için, bizim ülkemizde olduğu gibi devlet kurumlarına bağlı olarak kurulan Diyanet İşleri normal şartlarda bütün dinlere eşit şekilde yaklaşması gerekirken, Müslümanlığın bir tek mezhebine teslim edilmiş ve devletin olanaklarını da yalnız bu mezhep kullanmıştır.

   Örneğin bir Hıristiyan, Yahudi veya Müslümanlık içindeki mezhepler, örneğin Alevilik diyanetin olanaklarından eşit şekilde yararlanabilmelidir. Diyanet işlerinin kurulmasının gerçek amacı budur. Ne yazık ki ülkemizde geçerli değildir.

   Cumhuriyetin kuruluşunda okullarda öğretildiği biçimde -ayrılıkları ortadan kaldırmak için- tekkeler ve zaviyeler –sözüm ona- kapatılmıştır. Ancak pratikte böyle olmamış, birçok mezhep ve tarikat gizliden faaliyetine devam etmiştir.

   Günümüzde de bunlar özgürlüğün nimetlerinden yararlanarak su yüzüne çıkmıştır.

   Diyanet resmi ideolojinin karargâhı olarak devam etmiş ve tek tip bir Müslümanlık inşa etmek üzere işlev görmüştür.

   Mevcut statüsü ile ayrımcılık üreten bir kurum olmuştur. Bu yönüyle Diyanet tartışmalı bir kurumdur.

   Oysa bütün inanç gruplarının dini hizmet taleplerine Devlet cevap vermelidir. Devlet dediğimiz aygıt bu kurumu oy alabilmek için kendisine göre yönlendiriyor.

   Aile ve İrşat bürolarıyla köylere dinden ziyade kendi kültürünü taşıyan Diyanetin mezhep farklılıklarına tahammülü yok.

   Vatandaş diyor ki; “Bugün devlet eliyle imam hatipler açılıyor, ben dindarım ama devletin din hizmeti vermesini istemiyorum. Dindar insanlar olarak devletten gelen dine karşıyız. Diyanet eşit hizmet yapısına kavuşmalıdır.”

   Bir Müslüman’ın bütün inançlara saygı duyması gerekir.

   Devlet dini bir silah olarak kullanıyorsa, din devlet tekelinden kurtarılmalıdır.

   Diyanet hak taleplerinin önünü tıkayan bir kurum. Devlet, din meselesinde sadece herkesin din ve ibadet özgürlüğünü korkmadan kullanabilmesinin güvencesi olmalıdır…

   İnançsızlar kendilerini özgür hissetmeli, devlet bunun garantisini sağlamalı. “Hayatımı dini referanslarla yaşamak istemiyorum, benim durumum ne olacak?” diyen vatandaşın da Devlet, hakkını korumak zorundadır…

   Benim pek çok dindar dostum bu kurumu bir tepeden inme “Devlet Manipülasyonu” olarak görüyor.

   Diyanet, Laik Devletin denetiminde mi? Hayır…

   Devlet yaşamında yasal kurallarda yeniden dinsel dogmalar egemen olmaya başladı.

   Laiklik İlkesi Türkiye’de bunalıma girmiştir…

   Devletin içinde 'Diyanet işleri' varsa bu 'laiklik' değil, dini ideoloji üzerinde devlet denetimidir.

   Bir devlet bünyesi içinde 'Diyanet işleri' diye bir daire varsa ve bu daire her şeye fetva veriyorsa bu sistemin adı artık laiklik değildir.

   “Hem laik hem Müslüman olunmaz!” demişti zaten Başbakan!

   Hatırladınız değil mi?

   Sistem, Diyanet denetiminin devamlı olacağı varsayımı üstüne kurulurken Atatürk ölünce hesaplar da döndü, koşullar tamamen değişti! İktidar olmayı başaran teokratik partiler ve hükümetleri Laiklik karşıtı teokrasi yolunda ilerlediler. İşte şimdi ‘Laiklik elden gitti!’ feryatları atılabilir.

   Bu feryatlara Diyanetin usulsüz fetvalarını da ekleyebiliriz…

   Diyanet Devlet tarafından hem işveren ve oy deposu, hem de siyasi bir kuruluş olarak kurgulandı!  

   Devlet eliyle istediği koşul ve çıkarlara uygun yönetilen Diyanet Başkanlığı Anayasa’nın laiklik ilkesini ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni ihlal eden bir yapıya dönüştü…

    “Diyanetin verdiği fetvaların bağlayıcı hükmü yoktur!” diyen Hükümetin Bakanlarından “ bu ne saçmalık, ne yapıyorsun dur hele” diyen var mı?

   Son zamanlarda kendime hep soruyorum. “Diyanet İşleri denilen kurum neden var? Diyanet ne iş yapar? Her yıl bu kadar büyük bir bütçe Diyanet’e neden ayrılıyor? NASA, Diyanet’in yarısı kadar bütçeyle Pluton gezegenine uzay aracı yollarken, bizim Diyanet bilim için ne yaptı?”

   Milleti cahillikten ve din istismarından kurtarmak için kurulmuş olan Diyanet İşlerinin cahilce ve istismar eden fetvaları ile akıl tutulması yaşıyoruz.

   Dinden başka her şeyden bahsediyor. Sanal paradan, cinsellikten ve sürekli cinsellik esaslı düşünceler üzerinden fetvalar veriyor.

   Nedense ulvi değerlerden, tasavvuftan, ahlaktan konuşmazlar!

   “Hiçbir dindar kendi çıkarı için yalan söyleyemez, hiçbir dindar başkalarının acılarına arkasını dönemez, hiçbir dindar gösterişe sapamaz, hırsızlık yapmaz, yalan söylemez, tevazudan uzaklaşamaz, adaletsizlik karşısında sessiz kalamaz” diyeceği yerde çağa ve akla uymayan mesajlarla yasaların dışına çıkıyor!

   Diyanet’in resmi web sitesinde bu seferki konu kız çocuklarının evlilik yaşı…

   Buluğ çağına giren kız çocuğunun evlenebileceği kaydediliyor. Bir başka yerde de “bulûğ” tanımlanırken, kızların 9, erkeklerin ise 12 yaşına basmaları halinde bulûğa erdikleri belirtiliyor. Bu kayıtlara baktığımızda ortaya çıkan anlam korkunç!

   9 yaşındaki kız çocuğunun evlenebilir algısının ortaya çıkmasına neden olan Diyanet’in bu ve benzeri mesajlarını okuyunca sormak istiyorum;

    “Siz gerçekten dindar mısınız?”

   Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk hoca  "İslam dünyasının ama özellikle Türkiye’nin en büyük açığı, namuslu adam açığıdır" tespitinde ne kadar haklıymış!..

   Atatürk’ün kuruluş amaçlarından çıkan, bütçesi Türk vatandaşlarının vergilerinden ayrılan,  vatandaşa aklın kılavuzluğunu yapamayan, skandallara imza atan “Diyanet İşleri Başkanlığımız!’ var…

   Dinini bilmeyen dindar  ‘en tehlikeli insandır!’

   Aklın olmadığı yerde kokuşma başlar ve ahlaksızlık hükmünü sürdürür. Aklını ve dinini kadın vücuduyla bozmuş sapıkların türemesine göz yuman, ses çıkarmayan Diyanet!

   Her yere cami yaptıkça dindar insanların azaldığını, her yere imam hatip açtıkça eğitim seviyesinin düştüğünü, her yere gökdelen ve rezidans yaptıkça mutsuz insanların çoğaldığını, meselenin "çok" değil, "doğru" yapmak olduğunu hala göremiyor musunuz?

   Cumhuriyet’in ilanından 1 yıl sonra halkı dini yönden aydınlatmak amacıyla kurulan, çok kısa sürede Kur’anın tercümesinden, Buhari hadislerine, askere din kitabından, çocuklara din dersine, hutbelerden, birçok sosyal konuda fetva yayınlayan Diyanet İşleri, bugün 5,7 milyar TL’lik bütçesiyle “oruçluyken sakız çiğnesem orucum bozulur mu? Baldıza sarkıntılık yapsam günah olur mu? Dört eş alsam helal mi?” gibi abuk sabuk sorulara, abuk sabuk cevaplar vermekten öteye gidemedi.

   İnsanları ilim ve bilim yolunda aydınlatmak için hiçbir gayreti yok!..

   Diyanet 9 Bakanlığın bütçesinden fazla pay alıyor ve 120 bin personel kadrosuna sahip!

   9 bin 500 kişilik personel ilavesi daha yapacak bir kurumdan mantıken çok büyük hizmetler ve fikirler beklersiniz değil mi?

   Yaptıkları tek şey halka fetva vermek! Fetvaların içeriği ise ayrı bir felaket…

   Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında çok kısıtlı bir bütçeyle büyük işlere imza atılmıştı.

   Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluş amacı yüzyıllarca dini duyguları sömürülen halkı dini açıdan aydınlatmak, din istismarından kurtarmak ve sahtekâr hocalara engel olmak amacıyla aydın din adamları yetiştirmekti.

   Oysa şimdi şeriat kanunlarını dayatmak amacıyla fetvalar veriyor.

   “Din elden gidiyor” diye dolmuşlarda, yollarda, parklarda başı açıkları, mini eteklileri, şort giyenleri, kısa kolluları tekmeleyenleri, tokatlayanları seyrediyor.

   Türban altına daracık pantolon giyip, seksi görüntüler sergileyenleri görmezden geliyor…

   Tarikat, cemaat, vakıf yurtlarının karanlık, kuytu köşelerinde oğlan çocuklarına, kız çocuklarına yapılan cinsel tecavüzlerin, istismarların, yakılan çocukların, kadın cinayetlerinin sözünü bile etmiyor.

   Her işe, her şeye karışan, her konuda görüş belirten Diyanet ama hırsızlıklar, yolsuzluklar, yalanlar, dolanlar, rüşvet alıp vermeler, yetim hakkı yemeler, tacizler, tecavüzler konusunda hiç konuşmuyor.

   Gece gündüz, sabah akşam, “7-24 erkekleri ne tahrik eder, ne tahrik etmez” diye konuşan beyinsizlere sesini çıkarmıyor.

   Bu saçmalıkları,  cehaletleri, sapkınlıkları ortaya koyanların hakim olduğu bir toplumda huzur olmaz, ahlak olmaz,  birlik-dirlik hiç olmaz.

   Sadece insanı dinden-imanda çıkarırlar!

   Atatürk ilkelerinden Lâiklik, dini ve dinî duyguları, din adına gerçekleştirilen sömürüden, kişisel çıkar için alet olmaktan kurtarır, vicdanlardaki kutsal yerinde en temiz haliyle korur.

   Lâik olmayan bir düzende, din, siyasi istismara uğrar. İnsanlar tarafından  şahsi çıkar elde etmek amacıyla  kullanılır. Bu istismarlar zamanla hurafeler şekline dönüşmekte, her iyi ve güzel şey karşısında onu yok edecek gerici kuvvet oluşturmak için alet edilmektedir. Böyle bir düzende, din saflığını ve özünü kaybeder. Osmanlı Devletinin gerileme döneminde bu yöndeki gelişmeleri tüm çıplaklığı ile görmek mümkündür.

   Görevi, “Halkı dini yönden aydınlatmak” olan Diyanet İşleri toplumsal huzuru kaçıracak, saçma sapan fetvalarından vazgeçip, inancına uygun varlığının bilincine varmalıdır!

   Dini sermayenin kaynak aktardığı bir refah devletinin yeniden-bölüşümcü işlevlerini yüklenmekten kendini kurtarmalıdır.

   Millet olarak “acayip, tuhaf, böylesi beyinsizce yönetilen bir dönem” yaşıyorsak, Laiklik İlkesinden uzaklaşıldığı içindir.

    “Laiklik İlkesi” Türkiye toplumlarını  birleştirici, ulusal birliğin temel taşı, harcı, çimentosudur, unutmayalım!



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Akkaya’nın olay yorumuna cevap geldi

Yeliz Yeşilmen'in eşi Ali Uğur Akbaş, atletli fotoğrafıyla dalga geçen Deniz Akkaya'yı 'Tİ' ye aldı. Kocasına yataklarında yaptığı bu sürprizle yetinmeyen Yeliz Yeşilmen o anların fotoğra...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

“Ne zararı olabilir ki?” demeyin!

Beslenme ve Diyet, Fitoterapi Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili “Özellikle kış aylarında bağışıklığı desteklemek, vücut direncini artırmak veya metabolik hızı yükseltmek için insanlar aktarlara giderek bitki çayları veya poşet bitki çayları alıyorlar.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR